Dua ve Zikrin Hayatımızdaki Yeri

Allah'ı anmanın ve O'na yönelmenin manevî faydaları üzerine.

Dua ve zikir, kulun Allah ile bağ kurmasının en güzel yollarıdır. Dua, Allah'tan istemek ve O'na yönelmek; zikir ise O'nu anmak ve hatırlamaktır. İkisi de gönle huzur veren manevî bir besindir.

Dua, ibadetin özü olarak nitelenmiştir. Çünkü dua eden kişi, kendi acizliğini ve Allah'ın sınırsız kudretini kabul eder. Dua, insanı yalnızlık duygusundan kurtarır ve ona her zaman başvurabileceği bir kapı olduğunu hatırlatır.

Zikir ise Allah'ı dil ve kalp ile anmaktır. "Sübhânallah", "Elhamdülillâh", "Allahü Ekber" gibi ifadelerle ya da Esmâü'l-Hüsnâ'yı anarak yapılır. Kur'an'da "Kalpler ancak Allah'ı anmakla huzur bulur" (Ra'd 28) buyrulur.

Zikrin en güzel yanı, her an ve her yerde yapılabilmesidir. Yürürken, çalışırken ya da beklerken bile sessizce Allah'ı anmak mümkündür. Bu, gün boyu süren bir manevî bağ ve koruma sağlar.

Dua ve zikir, kalbi gafletten korur ve diri tutar. Sürekli Allah'ı anan bir gönül, dünyanın koşuşturmasında kaybolmaz; daima bir dinginlik ve yön duygusu taşır.

Sonuç olarak dua ve zikir, manevî hayatın iki kanadıdır. Allah'tan istemek ve O'nu anmak; hem bir ibadet hem de modern hayatta en çok ihtiyaç duyduğumuz iç huzurun kaynağıdır.